|
DEVRIMCI ISLAM ÜLEMASININ BIR MISYOMU OLARAK
EVRENSEL ILAMI VAHDET
Alptekin DURSUNOGLU
Islam ümmetinin tevhid bayragi altinda birleserek bir itikadi-siyasi birlik olusturmalari, istisnasiz tüm müslümanlarin ortak arzusu ve beklentisidir. Bilindigi üzere uluslar arasi düzlemde tesis edilmesi düsünülen Islami vahdetin önündeki en büyük iki engel, milliyetçilik ve mezhepçilik olgularidir. Yani milliyetçilik ve mezhepçilik saplantilari asilmadan evrensel bir islami vahdete ulasilmasi mümkün görünmemektedir. 19.yüzyil ile 20 yüzyilin baslarinda Islam dünyasinin, bati karsisinda her alanda gerilmesinden kaynaklanan düsünsel bunalimlardan ötürü, batidan ithal edilen milliyetçilik düsünceleri ve bu cümleden milli devlet tezleri, müslüman cografyalarin siyasi sekillenmesinde belirleyici bir rol oynadi. Batili deger yargilarinin milliyetçilik adi verilen bu "Truva ati" sayesinde içimize girdiginin bilincinde olan müslüman aydin ve alimlerin milliyetçilik ve "milli devlet" düsüncelerine iliskin olumsuz tavirlari, müslümanlarin, en azindan zihinlerini bu necasetten korumalarina yaramistir. Müslüman aydin ve alimlerin, Misir, Sudan, Ürdün, Suriye ve Irak'ta "Ihvan-i Muslimin", Hindistan,Kesmir ve Pakistanda "Cemaat-i Islami" Irak, Iran ve Lübnan'in sii kesimleri üzerinde ise "Hizbu'd Da'va" vs. isimleriyle kurduklari uluslar arasi kültürel-siyasi organizasyonlar, bir anlamda müslümanlarin, kendilerine dayatilan ulusal sinirlari asarak Islamin emrettigi "Ümmet-i vahide" (tek bir ümmet) idealine yeniden ulasmanin pratik denemeleriydi. Uluslar arasi ekonomik ve siyasi yapilarin dünya istikbarinin güdümünde artik globallesmeye baslamasiyla birlikte büsbütün anlamsizlasan milliyetçilik ve milli devlet anlayislari bugün sadece holiganlarin ve zihinsel düzeyi bir holigandan farksiz, militarist sagci parti ve guruplarin hayallerini süslemektedir. Islam dünyasi içerisine haricten giren bir olgu olmasindan dolayi milliyetçilik düsüncesi Islami vahdet önünde engel olma özelligini giderek kaybetmeye baslamis olsa da, Islamin farkli yorumlari demek olan mezheplerden birini, Islamin ta kendisiymis gibi algilamaktan kaynaklanan mezhepçilik düsüncesi, "Ümmet-i vahide" olusturma çabalari önündeki en büyük engel olma özelligini korumaktadir. 1979'daki Islam inkilabi , Islam dünyasini olusturan iki büyük Mezhebi gurup olan Ehl-i Sünnet ve Sia'nin artik birbiriyle barismalarinin zamanin geldigini müjdelemisti. Yüzyillar boyu sultanlarin siyasi çekismeleri yüzünden birbirine düsman haline getirilen Islamin bu iki büyük mezhebi, dünya küfür ve istikbarina galebe çalan bir büyük Islami-siyasi zaferle birbirlerine yaklastiriliyordu. Islam inkilabi, son ikiyüz yildir bati karsisinda sürekli yenilgiye ugradigi için ezik ve özgüvenini kaybetmis hangi millet ve mezhepten olursa olsun her müslümana yeniden onur ve güven kazandirmistir.Kazanilan bu onur ve özgüvenin bereketiyle Kesmir'den Bosna'ya; Filistin ve Cezayir'den Kafkaslara bütün dünyada yükselen Islami direnisin, "Imamli" bir "ümmet-i vahide" ye giden birer adim olmasi en büyük temennimizdir. Bu giristen sonra, "devlet kavraminin, modernizmin bir ürünü oldugu" ön kabulünden hareketle "Islami devlet" olgusunu sorgulayip, "Islami hükumetin emredici degil hakemlik yapici bir nitelik tasidigi" yargisindan hareketle de "laiklerle birlikte nasil sorunsuz yasariz" in derdine düsen kimi aydinlarimizin saptirdigi müslüman kamuoyunun gündemini tashih ederek, Kur'ani sorumlulugundan dolayi "Biz bu dünya müslümanlarini nasil bir araya getirebiliriz" in kaygisini duyan müslüman alim ve aydinlara ve onlarin yaptiklari çalismalara dikkatleri çekmek istiyorum. Ayrica yazimda eski Ezher seyhi, Büyük alim Mahmud Seltut'un daha önce Türkiye'de yayinlanmamis olan bir bildirisine yer vermek istiyorum. Müslümanlar arasi evrensel kardeslik ve dayanismanin tarihi bir belgesi olmasi yönüyle sözkonusu bildiriyi dikkate deger bulacaginizi umuyorum.
Yukarida da degindigimiz üzere asirlardan beri sultanlarin siyasi çekismelerine alet edildigi için mevcut farkliliklari birer uçuruma dönüsen Islami mezheblerin, karsilikli olarak anlasilmak ve taninmak üzere yakinlastirilmaya çalisilmasinin ilk pratik faydasi orijinal adi "Daru't Takrib beyne'l Mezahib-i Islami" olan "Islami mezhebleri yakinlastirma kurumu"nun kurulmasi olmustur. 1950'li yillarin sonlari ile 1960'li yillarin baslarinda kurulup hayirli sonuçlarindan herkesin istifade ettigi Daru't Takrib Beyel Mezahib-i Islami kurumu, Ayetullah Kumi'nin teklifi ve Siadan, milyonlarca insanin kendisini müctehid olarak kabul edip onun fetvalarina göre amel ettigi Ayetullah Burucerdi ile Ehl-i Sünnetten, geçmis dönemler itibariyle Sünni dünyaca en büyük ve muteber ilmi merkez olarak kabul edilen Camia't ul-Ezher'in Reisi Allame Mahmud Seltut'un desteklemeleri ile kuruldu. Bu yüce alimlerin Islami mezheblerin birbirini taniyip ögrenerek, birbirleri hakkindaki yanlis kanaat ve zanlarini degistirme ve bunun yerine karsilikli iyi anlayis ve yardimlasmayi ikame etme niyetiyle kurduklari bu kurum, yazik ki, burayi kendi mezhebinin propoganda ve tebliginin yapildigi bir alan yahut, bu iki mezhebi birlestirerek yeni bir mezhep icad etmeye calisan bir merkez olarak gören kimileri yüzünden çok uzun ömürlü olamadi. Kisa ömürlü olmasina ragmen, bu degerli müessese Islami kardeslik noktasindaki hayirli semerelerini verdi. Ehl-i Sünnetin büyük alimi Seyh Mahmud Seltut, Islam ümmetinin mezheplere bakisi konusunda büyük bir devrim gerçeklestiren tarihi fetvasini vererek Caferi mezhebinin de tipki Ehl-i Sünnetin diger dört mezhebinden birini taklid etmek gibi caiz oldugunu bildirdi. Bu fetvayla (4) birlikte, islami kardeslik konusunda atilan adima Sia dünyasindan karsi adimi Imam Humeyni atmisti. Yüzyillarca Ehl-i Sünnetten birinin ardinda namaz kilmayan ve hacc etmeyen sia dünyasina Imam Humeyni, Ehl-i Sünnetin ardinda namaz kilmalari ve hacc etmeleri yönünde fetva veriyor ve kendi fetvalarini içeren Risale-i Novin adli kitabin 267. Sayfasindaki "Ehl-i Sünetle Namaz" basligi altindaki bölümde sunlari yaziyordu: "Ehl-i Sünnetin ardinda kilinacak namazin sihhati konusunda, hatta onlarin mescidlerine gidip onlara iktida etmeyi ve onlara önem vermeyi tesvik eden hususi rivayetler gelmistir.Örnegin, Hammad Bin Osman'in Imam Sadik'tan naklettigi bir sahih rivayette Imam Sadik söyle buyurmaktadir: "Ehl-i Sünnetle birlikte birinci safta namaz kilan bir kimse tipki Resulullahin ardinda birinci safta namaz kilmis kimse gibidir."(5) Bu tür örnekleri çogaltmak mümkün.Islam ümmetinin bu iki salih ve mücadeleci alimi kendi müntesiblerini soyut bir birlige ve kardeslige davet etmemis, tüm Islam ümmetine örnek olacak bir siyasi dayanisma içerisine de girmislerdir. Yil 1963'tür. Iranin dini ilimler tahsil eden ögrencileri ve mücadeleci Islam ulemasi, Taguti Sahlik rejimine karsi kiyam etmis, fakat bu kiyam rejim güçleri tarafindan kanli bir sekilde bastirilmis, basta Imam Humeyni olmak üzere birçok büyük din alimi tutuklanmisti. Ayni dönemde Misirda Camia't-ul Ezher'in baskanligi görevini yapmakta olan Seyh Mahmud Seltut, tüm dünya müslümanlarina hitaben asagidaki bildiriyi yayinliyordu. Bu bildiri, yasadiklari taguti rejimlerin agziyla konusan ve efendilerinin menfaatlerini Islamin emirlerinin üstünde görerek mesailerini ümmeti bölüp parçalamaya harcayan saray mollalari ile Peygamberin izindeki hangi mezhep ya da milliyetten olursa olsun gerçek Tevhidi ulemanin farkini gözler önüne seren güzel ve açik bir örnektir. Ne mutlu Peygamberin varisi olan alimleri izleyenlere.
BISMILLAHIRRAHMANIRRAHIM
HAZA BEYAN LIL'NAS
Müslümanlar!Su an, doguda ve batida dünyadan haberdar olan bir çok insan bir kurtulus ve çözüm yolu bulmaya ugrasirken bazi insanlarin, medeniyetin satafatli lezzetlerine dalarak dinden gafil bir sekilde yasadiklarini görüyoruz. Birçok insan, Allahin dininin iç ferahlatan aydinligina ve Islamin ögretilerine gönlünü açmis, pak ve selim fitratlari, onlari, Islama yönelmeye sevketmistir. Zira onlar, büyüklügü onun celalinde, huzuru ve esirgeyiciligi, onun rahmetinde, kudreti, onun yolgöstericiliginde, adaleti, onun nizam ve kanunlarinda bulmuslardir. Evet bu yönelis, Allahin Ademi, yaratmis oldugu salim fitratin neticesinde olmaktadir. Böylesi bir dönemde, baslatilan ugursuz propoganda saldirilarinin kurbani, Iran'daki Islam ulemasi olmustur.Bu insanlar, Allah yolunda dinlerini muhafaza etmek istemektedirler ve Onlarin, Ilahi ögretileri anlatmaktan baska herhangi bir suçlari da bulunmamaktadir.
Müslümanlar! Mazlumun kurtulusu için girisimde bulunmak, Islam tarafindan vacib kilinmistir. Insanlardan zarar, ziyan ve tehlikeyi, uzaklastirmak Islamin farz saydigi bir davranistir. Bilmekteyiz ki, mazlumun kurtarilmasi ile ilgili olarak, yapilacak girisimlerde,Islami savundugu, dini vazifesini eda ettigi, Ilahi risalet yolunda kahramanca mücadele ettigi için eziyet çekip ziyana ugrayan kisiler, en öncelikli olanlardir. Iran'daki Islam ulemasi, defalarca rejimin saldirilarina maruz kaldi ve zindana atildi.Onlar, Aciz olmayan herkesin yapmakla mükellef oldugu emr-i bil ma'ruf ve aciz olmayan herkes için vacib olan nehy-i anil münker görevini yerine getirirken tutuklandilar.Halbuki, bu görevin yerine getirilmesinden dogan hayir ve faydalar Islam ümmetinin, bunlardan kaynaklanan ugurlu sonuçlar da milletin olmaktadir.Zira her milletin hayati, o milletin ahlakina baglidir.Ahlakin esasini ise Allahin dini - onun ahkam ve adab bütünlügü, sistemi ve talimati- teskil etmektedir.Ahlaki tekamül hareketinin bayraktarlari, ve bu isteki en etkili unsurlari olan maneviyat önderleri, irsadlariyla manevi tekamülün uygun ortam ve sartlarina zemin hazirlayan her milletin alimlerdir. Öte yandan, süphe yok ki, ulemanin özgürlük ve bagimsizligi korunmaz, onlara gereken saygi gösterilmeyip, önem verilmezse, bu önemli sorumluluk yerine getirilemez. Eger bir milletin alimleri kendi dogal ahlaki görevini yerine getirirken tutuklanirsa, o milletin hali nice olacaktir?! Süphesiz, manevi degerler kiymetsizlesip pesinden gidilen ideal ve örnekler ayaklar altina alinacak ve insanlik kendi anlam ve olgunlugunu kaybedecektir. Zira insanlik tarihi boyunca, ulemanin bütün cehd ve gayreti, hayirli, insancil ve vatanseverlikle ilgili her ise güç ve kuvvet vermek yönünde olmustur. Iran milletinin tarihi, ulemasinin, Allahin dini, millet ve ülke için yapilan kahramanlik ve fedakarliga ait degerli mücahede ve serefli hizmetlerin hazinesi oldugu gerçeginin canli tanigidir. Bu görkemli tarih bunu ispat etmektedir. Ey müslümanlar! Sizleri uyariyorum bütün ülkelerdeki müslümanlar ve Iranin müslüman halki... Bu utanmazca yapilan saldiriya basit bir gözle bakmayin.Iran ulemasinin, Iranin diktatör canavarlarinin pençesinden kurtarilmasi için bütün gücünüzle mücadele edin. Zalimlere dayanirsaniz, ates (cehennem) yakaniza yapisacak, hiçbir dost bulamayacaksiniz, hiç kimse de size yardim edemeyecektir. (1) Böylesi bir cinayeti, ancak Islamdan çikan, Allahin, ulema için vacib kildigi ihtiram ve hukuku çigneyen biri isleyebilir. "Ondan baska Ilah olmayan Allah, melekler ve alimler sehadet ederler" (2) ki "Kullarin içinde ancak alimler Allahtan geregince korkarlar." (3) Allahim, ben de sehadet ederim ki, Islamin bayraktarlarina yönelik olarak girisilen bu saldirinin senin takipçilerin ve dostlarin üzerinde meydana getirecegi tehlike ve zarari ortadan kaldirmak için çalismak, sana iman eden herkes üzerine vaciptir.Allah, en güzel dost ve yardimcidir.
MAHMUD SELTUT
Seyh'ul Ezher
18 Muharrem 1383
10 Haziran 1963
Dipnotlar
(1)Hud: 113
(2)Al-i Imran: 18
(3)Fatir: 28
(4)Içerigi konusunda herkes bilgi sahibi oldugu için,sözkonusu istifta ve fetva metinlerini
tercüme ederek yaziya eklemeyi gerekli görmedim.
(5)El-Vesailu's-Sia, Kitabu's-Salat Bab. 5, Min Ebvab-i Salatu'l Cum'a rivayet 1.
(6)Berresi ve Tahlili Ez Nehzet-i Imam Humeyni, Seyid Hamid Ruhani, c1 s.533
|
 |
|