|
Din-devlet çeliskisi üzerine
Türkiye'nin egemenler tarafindan
içine sokuldugu açmaz ve çeliskiler yumaginin her geçen zaman bir çig gibi
büyüdügü, artik inkâr edilemiyor. Bu gerçeklik, manipülasyon ve tezviratla da
daha fazla saklanamaz bir hale geldigi için, zaman artik tüm hiziyla onlarin
aleyhine dönmeye basliyor. Tahakkümünün basindan beri insanimiza çok sey
kaybettiren ve büyük acilar çektiren bu kaos ve çeliskiler anaforunun kaynagini
da din-devlet çeliskisi olusturmaktadir. Din-devlet çeliskisini yasanilan tüm
sorunlarin merkezine oturtmak, sosyal hadiseleri basite indirgemeci bir mantikla
ele almak olarak görülmemelidir. Elbette böyle bir yaklasim toplumlarin içinden
geçtigi veya yasadigi tarihî, siyasî ve sosyo-ekonomik süreçleri tüm dinamik ve
faktörleri ile analiz etme gerekliligini gözardi etmemeli. Bati dünyasinin yogun
bir sekilde yasadigi din-devlet çeliskisi, uzun bir süreçte rönesans ve reformun
yasanmasi, Protestan yorumun ortaya çikmasi, aydinlanma ve sekülarizm
gibi neticeler dogurarak son bulmustur. Türkiye'de ise Cumhuriyet öncesi
evreleri üzerinde durmaksizin sadece 1923'le baslayan döneme baktigimizda
din-devlet çeliskisinin en yogun bir biçimde tezahür ettigi apaçik görülecektir.
Bu dönemde din tüm müessese ve degerleriyle toplumdan tasfiye edilme gibi bir
muameleye maruz kalirken, bu uygulamalara karsi çikanlar da düsman muamelesine
tabi tutulmuslardi. Bu dönemde, çagdas uygarlik düzeyine ulasma hedefi altinda
batinin tam bir kible edinilmesi seklinde bir yönelim ve pratik ortaya çikmistir.
Toplumun inancindan, tarihinden, kültüründen ve degerlerinden keskin bir kopus
anlamina gelen bu yönelim, günümüze kadar sürmüs, ancak millet çogunlugunun bu
yönelime kanalize edilmesi hala büyük oranda gerçeklesmedigi için çelisme ve
gerilim de devlet-toplum iliskilerinde tüm agirligini korumaya devam etmektedir.
Pozitivizm ve materyalizm akimlarindan yogun bir sekilde ilham alan ve etkilenen
bu seküler yönelim ve zihniyet, yöntem olarak da jakobenlige büyük bir sevkle
sarilmistir. Ezilen ve dininin tüm gereklerini yasamak isteyen halk kitleleri
her firsatta, bu yönelimi, baski ve dayatmalarini benimsemedigini ortaya
koymustur. Egemen zihniyet ise aradan çok zaman geçmemesine ragmen onbes milyon
genç yarattik her yastan söylemiyle övünmeye çalismistir. Bu zihniyetin
en önemli özelligi ve halen de devam eden en büyük çeliskisi ve açmazi ise sudur;
din, bir taraftan mezkûr hedefleri için en büyük engel olarak görülürken, diger
yandan da kitleleri kontrol altinda tutmak ve pasifize etmek için tam anlamiyla
istismar edilip bir araç olarak daima kullanilmistir ve kullanilmaktadir.
Laikligi din ve devlet islerinin birbirinden ayri tutulmasi olarak tarif ederek
ve laik bir devlette, devlet dine din de devlete karismamasi gerekir dedikleri
halde, devlet dini en çirkin ve en istismarci bir sekilde kullanmis ve bir
manipüle araci haline getirmistir. Kitlelerin dine özgürce yöneldigi ve adalet,
hak, kurtulus ve özgürlük vaadeden Islam'in toplum tarafindan benimsendigi,
hayata geçirildigi bir ortamda kendi çürük temellerinin yikilacagini çok iyi
bilen bu zihniyet, Islam'i kontrol altinda tutmayi hayati bir mesele olarak
görmektedir. Bu baglamda türkçe ezan, türkçe ibadet ve türk müslümanligi gibi
yaklasimlarla da dini kendilerince reforma tabi tutma gibi amaçlarini günümüzde
de uygulamaya çalismaktadirlar. Islam'in, sahip oldugu muhtevadan, yani basta
siyaset ve hukuk olmak üzere hayatin tüm toplumsal boyutlarini da düzenleyici
ilke ve kurallar getirmesinden dolayi, Hiristiyanligin batida getirildigi hale
dönüstürülmesi mümkün olamayacaktir. Bu gerçegi çok iyi bilen egemenler, buna
ragmen ya tutarsa deyisinde oldugu gibi, bu yöndeki gayretlerini israrla
sürdürmektedir. Içerigi tashihe muhtaç olmakla birlikte, tüm müslüman halklar
dünyasinda oldugu gibi bu ülkede de dinin hayata dönüsü egemenler tarafindan
engellenememektedir. Bir toplum ve devlet düzeni öngören Islam'in müntesibi olan
halk kitleleri, bu dinin ögretilerine sarildikça tagutî zihniyet sahiplerinin
entrika ve hileleri bosa çikacaktir. Halkin iradesini yok sayan, onlarin
inançlari dogrultusundaki talep ve tercihlerini dayatma ve zorbaliklarla
engellemeye devam eden bu zihniyet, Islam'da reform yapilamadigi takdirde bu
dinin, kendi müntesiplerine zulme ve sömürüye karsi mücadele dinamigi olmaya
devam edeceginin farkindadir. Sorumluluk sahiplerinin üzerine düsen görev ise,
halkin dini gayretini harekete geçirerek, yasanan çeliskilerin sona erdirilmesi
için mücadeleyi yükseltme kararliliginin gösterilmesidir.
Aydın Koral
NOT :Evrensel Mesaj Dergisi
|
 |
|